ORGANİK HATIRALAR “MERZİFON”

0
115

   Şöyle Orhan Babanın eski plaklarından bir albümünün içinden bizi o eski günlere götürmesi için bir ivme vermesi düşüncesiyle bu haftaki yazımızda yine eskilere özlem babında bir serüvene çıkalım.

   Arnavut taşı döşeli dar sokaklarda bulunan iki katlı cumbalı evlerden, yükselen nağmeler, hep bir hatırayı saklı tutar. Her bir şarkının bir hatırası vardır belleklerimizde. Taş döşeli yollar ama gönlü pamuk gibi… Dar sokaklar ama gönlü geniş… Dinlerken burnumuzun direğinin sızladığı, geçmişe gitmek için öyle bilim kurgu filmlerinde ki gibi zaman makinesine ihtiyaç olmadan, bizi geçmişe götüren o şarkılar…

   Akşam üstü kızıllığı ile batan akşam güneşi, ne duyguları da beraberinde götürmüş ve batmıştır. Ama yine de her sabah bir sabahçı kahvesinde, uyku mahmuru gözlerle etrafı izleyen ve sıcacık çayları yudumlayan, yeni bir güne haydi bismillah diye başlamıştır umutlar.

   Dar bir Merzifon sokağında mutlu sıcacık evlerin önlerinde ekmek teknesi minibüsünü temizleyen deri montlu, uzun yaka gömlekli, İspanyol paça pantolonlu gençleri, sadece onlara imrenen çocuklar mı gözetlerdi? O cumbalı evlerin pencere tüllerinin ardında, onları hayranlıklarla izleyen nice platonik gözler yok muydu? Bilmesin o felek seni ne çok sevdiğimi nağmeleri yükselirken pencerelerden, ümit verirdi ümit şarkısı organik sevgilere… Şimdi ki gibi genetiği ile oynanmış ne yiyecek vardı ne de sevgi o zamanlarda… Hatasız tabi ki kul olmazdı ama o hatalar hoşgörü ile affedilirdi.

   Analarımızla pazartesi günleri gittiğimiz ve ilk durağı katık pazarı olan çarşı maceramız içinde kaçamak bakışlarla nice meyveler aşırmışızdır mideye, pazarcı esnafının gani gönlü sesi ile helal olsun nağmeleri eşliğinde…

   Pazar alışverişinin en güzel tarafı final kısmıydı. Dolu çantalar ellerde fayton duraklarına gidilir ve binilirdi rengarenk faytonlara. Nal sesleri eşliğinde tıkır tıkır evlerimizin yolunu tutardık. O zamanlar günümüzün illeti olan uyuşturucu maddeleri yoktu hayatımızda. Arkaya yağlı kamçı vardı… Suç nedir bilmezdik. En büyük suçumuz fayton arkasına asılmaktı… Onun da cezasını faytoncu keserdi! O da kamçıyı denk getirebilirse…

   Katık Pazarından alınan katığı bir dilim ekmeğin üstüne sürüp bir de şeker gezdirip, sokağa ok gibi fırlamanın zevkini o nesil bilir. Bir de mahalle bakkalından bir bardak çekirdeği, dizleri eskimiş pantolonumuzun cebine indirme duygusunu…

   Yokuşbaşı Caddesinin başında sinema tahtalarında ki film afişlerine bakarak, bir hafta boyunca seyredilecek filmin heyecanını yaşamak nasıl bir duygu, bunu büyüklerimiz hep anlatırdı bizlere…

   Hayat ve sunko gazozlarının o tadını şimdi hiçbir meşrubatta bulamıyoruz. O zamanlar yoktu ama çok kıymetliydi herşey. Şimdi de herşey çok var ama eski sevgiler, eski hürmetler yok ve kıymetsiz maalesef insanlık.

   Sokağa açılan ahşap dev kanatlı kapıların bekçilik ettiği, yüksek avlu duvarları ile çevrili sıcak yuvaları düşündükçe, içimizi ısıtıyoruz şimdilerde, doğalgazlı evlerimizde…

FATİH SÜTCÜ

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Girin!
Lütfen Adınızı Buraya Girin